July 2025
Gerçekliğin Kıyısında, Masalın Kalbinde
Bir romanı okumaya başlarken tereddüt eder, tedirginlik yaşarım. Romana dahil olamama, yazarla duygu birliğini kuramama endişesi taşırım. Her okuma eylemi yeni arayışların peşine düşürür. Bir okur olarak romanın kapısını aralayan ilk cümlenin tesiri önemlidir. İlk cümle zihnimin kitapla yoğrulmasına zemin hazırlar. Başlangıçtaki bu güçlü giriş roman boyunca okumamı güçlü tutar. Böyle başlayan okuma eylemi de şüphesiz keyifli son bulur.
Dört hikaye kitabından sonra Kül Ormanı, Güzide Ertürk’ün ilk romanı. 2024 yılının Mart ayında Ketebe Yayınları etiketiyle okurla buluşan kitap Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın romanı seçildi. Roman yedi bölümden oluşuyor. Bölümlerden bazıları kendi içinde alt başlıklarla ayrılmış. Kitabın okunmasını kolaylaştıran bu durum okurun dikkatinin de diri olmasını sağlıyor.
Kendini Bulma Arayışı
Kül Ormanı’ndaki güçlü betimlemeler romanı canlı kılıyor. Yalın bir anlatıyı dinlemektense okura romana dahil olma imkanı veriyor. Romanla bütünleşen okur üzerinde yazarın tesiri de güçlü oluyor. Kitap okurda derin izler bırakıyor. Ertürk’ün duru Türkçesi ile işlediği kitap anlatı yönüyle de sıkıcı değil. Roman ilk cümlesi ile okuru bir hatıra dinlemeye davet ediyor gibi. Okur, bu ilk cümleyle henüz kitabın başında romana dahil oluyor.
Romanda başkahraman Azra’nın kendini bulma arayışı ile aynı düzlemde ilerleyen Ege’nin geri dönmesini okuyoruz. Bu yönüyle tabiatın tahrif edilmesine de dikkat çekiyor Kül Ormanı. Yaptığı atıflarla ekolojik duyarlılığı canlandırıyor. Azra’nın adadan dönüşü üzerine “Oralarda kalsaydın, bizi burada çürümeye bırakırdın.” (s.186) diyerek Azra’nın dönüşündeki asıl manaya vurgu yapan Sevim, kahramanın yolculuğunun gerçek gerekçelerini de gün yüzüne çıkarıyor.
Azra; İnci Satıcısı, Lilith bir düğümü çözercesine hikayelerini anlatıyor. Ve çözülen her düğümde “köklerin yakarası” filizleniyor Yosunlu Köy’de, insanın iç dünyasında.
Mistik Atmosfer
Ege Denizi’nin terk ettiği Yosunlu Köy, romanda insanın ve tabiatın yaralarının örtüştüğü nokta. Azra’nın denizi tekrar köye getirmek için verdiği mücadele aslında insanın hayata tutunma çabası. İnsanın tabiatı iyileştirebilmesi için önce kendi yaralarını sağaltması gerekir. İnci Satıcısı ve Sevim’le yolu kesişen ve “insanı anlayan” romanın başkahramanı Azra, tabiatın da gerçek ihtiyacını görmeye başlıyor.
Karakterlerin serüveni masalsı bir anlatıyla Ertürk’ün kaleminde canlanıyor. Roman boyunca devam eden mistik atmosfer Simurg efsanesi ile kökleniyor. Azra’nın Simurg ile yolunun kesişmesi yolculuğun sonunda kendini bulmasına/bilmesine işarettir. Çünkü insanın aradığı kendisidir, yitiği değil.
Bilinmeyenlerin İzinde
Çok katmanlı yapısıyla Kül Ormanı, hesaplaşmaları, arzuları, çabaları ve kesişen hayatları, tabiat-insan ilişkisini derinlemesine işliyor. “… herkes dalgaların ne getireceğini görmek ister ama çoğu bilinmeyenin gizemine katlanamaz.” (s. 14). Bilinmeyenlerin izinde gizemli bir yolculuk olarak roman, insanın iç dünyasındaki gelgitleri keşfetmesini sağlıyor.
Gerçekliğin düşsel yorumu olarak okuduğumuz Kül Ormanı’nı bitirip derin bir nefes aldığımızda şunu düşünebiliriz: “Çokça arzuladığımız şey aslında sonumuz olabilir.” Ama her son kaybediş değildir. Yeni başlangıçlar için bir sonu tecrübe etmek gerekir.
Mustafa Mete · Okur Dergisi, Temmuz-Ağustos 2025, Sayı 44, s. 35